Site içeriğinin kopyalanması engellenmiştir. Site içeriği telif hakkına sahip olabilir.  

AĞRI TEDAVİLERİ

AĞRI: 
IASP (Uluslararası Ağrı Araştırmaları Teşkilatı) ağrı tanımlaması:  “Ağrı, gerçek veya potansiyel bir doku hasarından kaynaklanan veya bu şekilde tanımlanan, hoş olmayan bir duyu ve duygusal bir deneyimdir”.
Ağrı vücutta yaşanan sorunun çok önemli bir “alarm”ıdır. Bu nedenle tanısı konmamış bir ağrının tedavisi yapılamaz.

 

AĞRI SINIFLAMASI: Ağrı; nörofizyolojik, süre, etyoloji ve bölgesine göre sınıflandırılabilir.

Ağrı varoluş süresine göre 2’ye ayrılır.

  1. Akut ağrı: Doku hasarına bağlı ani gelişen ağrılardır. Hasar nedeni bulunmak zorundadır.
  2. Kronik ağrı: 3-6 aydan uzun süren ağrılardır.Hasarlı dokudan kaynaklanabildiği gibi hasarsız  bölgedeki hassaslaşmış sinir hücreleri de ağrı sinyalleri gönderebilir. Uzun süren ya da sık tekrarlayan ağrılara da kronik ağrı denilmektedir.

KRONİK AĞRI: 2 tiptedir.

  1. NOSİSEPTİF AĞRILAR: Nosiseptif ağrılar kas, iskelet, organ kaynaklıdır.
  2. NON-NOSİSEPTİF AĞRILAR:  Nöropatik (Santral-Periferik), Reaktif ağrı, Deafferantasyon, Sempatik sistem ağrıları, Psikojenik ağrılar

1.NOSİSEPTİF AĞRILAR:

             Nosiseptif ağrılar hasarlı, yangılı dokudan kaynaklanan önce omurilik dorsal boynuz hücrelerine oradan beyne giden ağrılardır. Bu ağrılarda yangı durumunun nosiseptör denen sinir ucu alıcılarına uyarıda bulunması söz konusudur.

             Nosiseptör alıcıları kimyasal uyarıyı A delta ve C liflerine ulaştırırlar. Sinir lifleri kimyasal uyarıyı önce omuriliğe taşırlar. Omurilik arka boynuz hücrelerinde 1, 2 ve 5. laminalarda dönüşüme uğrayarak farklı sinirler aracılığı ile beyne ulaşır. 4 aşama geçirir. Bu aşamalar: Perception Modulation Transmission Transduction süreci 4 aşamadır.

 

NOSİSEPTİF AĞRI NASIL OLUŞUR? AĞRI AŞAMALARI 

NOSİSEPSİYON: Olası doku hasarı sonucu oluşan ağrının algılanması için geçen karmaşık biyokimyasal ve elektriksel süreçlerin tümüdür.

Nosisepsiyon süreci 4 aşamadır.

  1. TRANSDUKSİYON: Hasarlı bölgede lokal biyokimyasallar “NOSİSEPTÖR” denen reseptörleri uyararak bir elektrik aktivitesi başlatır.
  2. TRANSMİSYON: Oluşan elektrik aktivitesi omurilik arka boynuz substansiya nigra ve transmisyon hücrelerine ulaştırılır.
  3. MODÜLASYON: Ağrılı uyaran omurilikte üst merkezlere gönderilmek üzere değişime uğrar.
  4. PERSEPSİYON: Üst merkez yani beyinde ağrının algılanması
Emotion Perception Modulation Transmission Transduction

Doku hasarında hasarlanan hücre ve damarlardan lokal olarak açığa çıkan mediatör ve aljezik moleküller (Prostaglandin, histamin, bradikinin, serotonin..cv) çevredeki nosiseptörleri uyarıp nosisepsiyon aşamalarını başlatır.

                         Nosiseptif ağrılarda TEDAVİ: 2 aşamadır.

İltihap giderilmesi ve ağrı sinyallerinin beyne ulaşmasının engellenmesi. 4-5 seans sürebilir.

1.AŞAMA: AĞRININ KAYNAĞI OLAN HASARIN- ENFLAMASYONUN GİDERİLMESİ ilk aşama ve ilk önceliktir.” Nosiseptif ağrılarda ana sorun her zaman “YANGI=ENFLAMASYON=İLTİHAP“tır.

Enflamasyon “ANTİ-ENFLAMATUAR AĞRI KESİCİ İLAÇLAR” ile de azalır ancak bu ilaçların diğer organ ve dokulara olan sistemik yan etkileri söz konusudur.

NOSİSEPTİF ENFLAMASYONU KAYNAĞINDA GİRİŞİMSEL YÖNTEMLERLE YOK ETMEK hem yan etkileri azaltmak hem de hızlı, kalıcı ve direkt etki sağlamak amacıyla daha iyi bir seçim olabilir.

 2. AŞAMA: Ağrının omuriliğe ulaşmasının engellenmesidir. Burada “KAPI KONTROL TEORİSİ” devreye girer. Enflamasyonu giderirken aynı anda A delta liflerini uyarmak girişimsel tedavinin esas amacıdır. A delta lifleri uyarıldığında hastanın kronik ağrısını taşıyan C lifleri ağrıyı omurliğe ulaştıramaz onun yerine A delta liflerinin girişimsel işlem sırasında oluşan geçici ağrı omuriliğe ulaşır. Bu karışıklık beynin ağrıyı duymamasını sağlar.

Non-nosiseptif Ağrılar:

  1.  MAS (Myofacial Ağrı Sendromu) Ör: Fibromyalji 
  2.  Deafferantasyon ağrıları Ör: Zona
  3.  Sempatik sinir ağrıları
  4.  Nöropatik ağrılar
  5.  Psikojenik ağrılar
  1. NON-NOSİSEPTİF AĞRILAR: Ağrı reseptörü olmaksızın oluşan ağrılardır.

         1.) MAS (MYOFACİAL AĞRI SENDROMU)

          Burada sorun kas liflerinin içinde olan problemdir. Hasar kas lifi içinde ki “SARKOPLAZMİK RETİKULUM” denen organeldedir. Sarkoplazmik retikulumun görevi kas lifçiklerinin birbiri üzerinde kayıp kasılmasını sağlayan kalsiyumu (Ca) sağlamaktır. Ortamda sürekli Ca olduğu zaman kas lifleri sürekli kasılı kaldığından ” TETİK NOKTA” adı verilen sürekli sert ve spazm halindeki ağrılı bölgeye dönüşür.

Tetik noktalar masaj ya da fizik tedavi yöntemlerine nadiren yanıt verir. Ağrı kesicilere verdikleri yanıt ise çok daha zayıftır ve geçicidir. Tetik nokta tedavisi “NOKTA ATIŞ” şeklinde sadece o tetik noktanın içine giren IMS (IntraMuscüler Stimülasyon) tekniği ile olur.

 

 

 

AĞRI TEDAVİSİNDE STRATEJİLER1. DERMATOMAL YANSIYAN AĞRI BLOKAJI 2. İNTRA-ARTİKÜLER, INTRA MUSKÜLER GİRİŞİMSEL TEDAVİLER 3.Ağrı kaynağı TETİK NOKTA tedavisi 4. KAPI KONTROL TEORİSİ – infiltratif A delta sinir lif uyarılması 5. TENS TEDAVİSİ 6. MEZOTERAPİ 7.Kulak ve vücut AKUPUNKTURU 8.SU JOK, 9..NLP

Ağrı vücudun imdat sinyalidir. Nedeni bilinmeyen ağrının tedavi edilmemesi gerekir. Netleşmiş, nedeni anlaşılmış olan ağrı ise artık hastalıktır ve tedavi edilmemesi hastanın hayat konforunun giderek düşmesi anlamı taşır.

 

 

 

 

 

TETİK NOKTA (TRIGGER POINT) OLUŞUMU

 

Artmış kas straini → Kasın lokalize bölgesindeki doku paterni

Sarkoplazmik retikumumda yırtıklar

Serbest kalsiyum iyonları

Artmış kalsiyum iyonları ← ←←←←←←← Devamlı kontraksiyon

 

AĞRI KAYNAĞI: 

Miyofasiyal Ağrı Sendromu (MAS), bir veya birkaç kasta ve/veya bağ dokusunda bulunan ve tetik nokta denilen hipersensitif noktalarla karakterize ağrı, kas spazmı, duyarlılık, hareket kısıtlılığı, güçsüzlük ve nadiren otonom disfonksiyon gibi semptom ve bulgularla seyreden bir kas iskelet sistemi hastalığıdır. Semptomlar genellikle tetik noktadan uzak alana yansımaktadır. Bölgesel MAS’lar muskuloskeletal ağrıların en sık nedenlerindendir.

Miyofasiyal ağrıların toplumdaki sıklığı %12, hasta popülasyonundaki sıklığı ise %30 olarak bildirilmektedir. Ağrı nedeniyle kliniklere başvuran hastaların %31’inde MAS saptanmıştır. MAS’ın başlıca komponenetleri tetik nokta ve kas için spesifik bir refere ağrı alanıdır. Tetik noktanın bu ismi almasının nedeni ağrının UZAK BÖLGELERE YANSIMASIDIR.

 

Tetik nokta aktif ve latent olarak ikiye ayrılır. Aktif tetik nokta (ATN) istirahatte veya aktivite sırasında ağrıya neden olurken, latent tetik nokta (LTN) ise sadece palpasyon ile ağrılıdır. Ayrıca gerilme, travma, kasın aşırı kullanılması veya soğuk ile bu latent tetik noktalar aktifleşebilir. Klinikte MAS tanısında öykü, ağrının yayılımı ve hareket kısıtlılığı tanıda bize yardımcı olmakla birlikte, tetik noktanın saptanmasında genellikle palpasyon yöntemi kullanılmaktadır. Palpasyonda hissedilen gergin bantlar, lokal sıçrama reaksiyonu, lokal kas seyirmesi ve yansıyan ağrının saptanması patognomonik bulgulardır (5). Tetik noktaların kaslarda veya miyofasiyal dokularda lokal iskemik alanlar olduğu kabul edilmektedir. Lokal iskeminin belirli bir süreçte lokal kas spazmına yol açtığı ve bu durumun tekrarlayan mikrotravmalar, postüral bozukluklar ve aşırı kas zorlanmaları sonucu oluştuğu düşünülmektedir. Ayrıca buna boyundaki kronik radikülopatinin de etken olabileceği bildirilmiştir.

 

 

MAS TEDAVİSİNDEKİ AMAÇLAR; ağrının giderilmesi, yeterli kas gücünün oluşturulması, etkilenmiş kasla ilgili eklemin uygun postürü ve tam eklem hareket açıklığının (EHA) sağlanmasıdır. MAS tedavisinde yaklaşım; çeşitli fizik tedavi modaliteleri ile tetik noktaların inaktivasyonu, gergin bantların gevşetilmesi ve predispozan faktörlerin kontrolüdür. Enjeksiyon, sprey ve germe teknikleri, hotpack, soğuk uygulama, ultrason, RADYOFREKANS, terapötik masaj, transkütanöz elektriksel sinir stimulasyonu (TENS) gibi fizik tedavi modaliteleri de kontr-stimülasyon yoluyla ağrıyı azaltmada etkilidir.

 

Günümüzde MAS tedavisinde en yaygın olarak kullanılan tedavi yöntemleri sprey ve germe teknikleri ile tetik nokta enjeksiyonlarını içermektedir. Hong ve Genc’in çalışmalarında tetik noktalara kuru iğnelemenin tetik nokta inaktivasyonunda lokal anestezikler kadar etkili olduğu gösterilmiş, ancak lokal anesteziklerle tetik nokta inaktivasyonunun daha rahatlatıcı olduğu vurgulanmıştır.

 

Miyofasiyal Ağrı Sendromu (MAS) kaslarda ve/veya fasyalarda oluşan gergin bantlardaki tetik noktalardan kaynaklanan, ağrı ve ağrıya eşlik eden kas spazmı, hassasiyet, EHA’da kısıtlılık, tutukluk, yorgunluk ve bazen de otonomik disfonksiyonlarla karakterize bir sendromdur. MAS’ın etyolojisi tartışmalıdır ve tam olarak aydınlatılamamıştır. MAS’a neden olabilecek birçok faktör varsa da kasa ani yüklenme ile oluşan akut incinme veya tekrarlayan mikrotravmaların sebep olduğu kronik zedelenme başta olmak üzere genetik etkenler, yorgunluk ve stres en önemli nedenler arasında sayılmaktadır. MAS’da tedavi genellikle tetik noktaya yöneliktir.

 

MAS tedavisindeki amaç, kas spazmını yok ederek normal kas uzunluğu işlev ve gücüne ulaşmaktır. Sistemik medikasyonlardan sağlanan yarar az olup destek tedavisi şeklindedir. Enjeksiyon tedavisi, sprey ve germe teknikleri, yüzeyel sıcak veya soğuk uygulamaları, ultrason, radyofrekans, terapötik masaj, TENS gibi fizik tedavi modaliteleri kontrstimulasyon yoluyla ağrıyı azaltmada etkilidirler. Bu modaliteler tetik noktayı termal etkileri ile veya mekanik olarak bozar ve inaktive ederler.

 

MAS’ı arttıran faktörler, lokal ve sistemik etkilerle oluşabilir: Lokal olanlar; anatomik varyasyonları, oturma, ayakta durma ve uyku esnasındaki postüral stresleri içerir. Postürdeki anormallikler yapısal olabileceği gibi kişinin mesleğinden de kaynaklanabilir. Yapısal nedenler arasında; bir bacağın kısa oluşu, küçük hemipelvis, artmış servikal veya lomber lordoz, kompanse edilemeyen skolyoz, kötü baş pozisyonu sayılabilir. Mesleki olarak ise özellikle postürü etkileyen işler MAS’a neden olabilir. Örneğin, telefonu baş ve omuz arasına sıkıştırarak uzun süre konuşan kişilerde, daktilo yazarken tuşlara ulaşmak için omuzlarını eleve pozisyonda tutan sekreterlerde, başı öne eğerek ders çalışma sonucu öğrencilerde, ev işlerini yaparken uzun süre kötü pozisyonda kalmaya bağlı ev hanımlarında, sırtında ağır eşya taşıyan hamallarda MAS daha sık görülmektedir.

 

Sistemik olan faktörler arasında; vitamin (özellikle B1, B6, B12, folik asit) eksikliği, mineral yetersizliği (düşük serum potasyumu ve kalsiyum eksikliği), demir eksikliği anemisi, normal kas fonksiyonu için gerekli olan magnezyum ve kurşun elementlerinin eksikliği, metabolik ve endokrin bozuklukların (tekrarlayan hipoglisemi epizodları, hipotiroidi ve östrojen yetmezliği) rolü olduğunu belirtilmektedir. Ayrıca bakteriyel, viral ve paraziter kronik enfeksiyonların da predispozan olabileceği düşünülmektedir. Sıcak havadan soğuk ve nemli havaya geçiş de şiddetlendirici faktörler arasındadır. Düzensiz uyku paterni de (4. devre uykusundaki rahatsızlık) MAS gelişimine katkıda bulunabilir. İsveçli araştırmacılar kas ağrılı 96 kadın üzerinde yaptıkları araştırmada yetersiz uykunun yüksek ağrı göstergeleri ile ilişkili olduğunu bulmuşlardır.

 

MAS (Myofasial Ağrı Sendromu) tedavisi: “Regioanal ( Bölgesel) Girişimsel İnfiltratif TENS tedavisi, TETİK NOKTA TEDAVİSİ ve “akupunktur” MAS tedavisinde çok etkindir. ilinen ve kullanılan etkilerden biridir. Bu tedaviler aynı zamanda baş ağrıları, bel ağrıları, romatizmal ağrılar ve diğer benzer ağrılarda da bazı spesifik noktalar kullanılarak yapıldığında ağrı kesici etki ve tedavi sağlar. Bu tedavilerin etki mekanizması nörolojik olarak 1965 yılında R. Melzack ve P. D. Wall tarafından açıklanmıştır.  “Gate= Kapı Kontrol Teori” ağrıyı kesmenin öncelikli mekanizmasıdır. Bu teoriye göre  ağrının  hissedilmesi, merkezi sinir sistemi içindeki 2. motor nöron denilen bölgede fonksiyonel reseptör yani alıcı olan kapı ve kapılar tarafından modüle edilmektedir. Normal şartlar altında bu kapı ardına kadar açık olup ağrı impulsları kolaylıkla hissedilir, fakat TENS, TETİK NOKTA ve AKUPUNKTUR tedavisi uygulandığında iğne yapılan bölgeden ikinci bir impuls akımı oluşur, ağrılı impulslarla ağrısız impulsların oluşturduğu kapı önündeki duyu karışıklığı bu kapının kapanmasına neden olur ve ağrının duyulmasını engeller. MAS’ a yönelik ağrı tedavisinde akupunktur ile “Endorfin, melatonin ve serotonin”  salınımı gerçekleşir (B. Pommeranz,1976). Endorfin vücudun kendi ürettiği, morfinden çok daha etkili bir ağrı kesicidir. Melatonin ve serotonin de ağrı kesici etkilerinin yanısıra depresyon giderici etkilerinde olan mediatörlerdir. Endorfinler aynı zamanda kronik ağrı sendromu mekanizmalarını ve diğer düzensizlikleri gidermede önemlidir. Terrinius Upsala; kronik ağrısı olan hastalarda, endorfin seviyesinin çok düşük olduğunu göstermiştir.

 

AĞRI TEDAVİSİNDE BÖLGESEL İNFİLTRATİF TEDAVİLER veAğrı 2 sinir lifiyle (A delta ve C lifleri) omuriliğe gelir Ağrı omurilikten beyne taşınırsa hissedilir. A delta lifleri hızlı akut ağrıyı C lifleri kronik yavaş ağrıyı taşır. A delta lifleri çok uyarıldığında omurilik ağrı reseptörleri kapılarını kapatır ve kronik ağrı böylece beyne ulaşamaz.

 

 

Ağrı tedavisinde BÖLGESEL İNFİLTRATİF TEDAVİLER, 1965 yılında R. Melzack ve P.D Wall tarafından tanımlanan “Gate = Kapı Kontrol Teorisi”ne göre iş görür. Uygun dermatomlardan girilerek uyarıların II. MOTOR NÖRON denilen omurliğe ulaştırılması esastır.

Periferik sinir sisteminde deri yüzeyinin duyusunu alan bölge o sinire ait dermatom olarak adlandırılır. Yani sinirlerin vücutta dağıldığı coğrafik bölgelere “DERMATOM” denir.

 

“Gate = Kapı Kontrol Teorisi”

Ağrı duyusu vücudun tüm dokularında yer alan çıplak sinir uçları ile taşınır. Vücuttan ağrıyı taşıyan sinir liflerinin  ilk durağı medulla spinalistir (omurilik) Omurilikten sonra ağrı beyindeki ağrı merkezine (talamokortikal merkez) taşınır ve böylece ağrı algılanmış olur. 

Ağrı impulsları (uyaranları) vücuttan omuriliğe 2 lif sistemi ile aktarılır: A delta ve C lifleri.

A delta lifleri kalın myelinli liflerdir. Hızlı ve akut ağrıyı taşırlar. İletim hızları yüksektir ( 2-5 µ çapında ve ileti hızı 12-30 m/s )

C  lifleri çok ince myelinsizliflerdir. Kronik ağrıyı taşırlar. İletim hızları çok  düşüktür.  (0.4-1.2 µm  çaplı  ve ileti hızı 0.5-2 m/s)

Vücuttan gelen ağrılar, kalın çaplı A- delta ve küçük çaplı C- liferi ile gelen uyaranlar halinde medülla spinalisin dorsal (arka) boynuzundaki lamina I ve II ile ilişkisi olan substansiya gelatinosa (SG) ve dorsal boynuzun orta kısmında yer alan transmisyon hücreleri  (T hücreleri)  ile  sinaps (bağlantı) yapmaktadırlar.

SG’ ye gelen uyarılar ne kadar güçlüyse T hücreleri o kadar baskılanır. Yani A delta lifleri ne kadar çok uyarılırsa ağrının omurilikte tıkanması resptör kapılarının tıkanması o kadar çok olur. Bu nedenle ağrı tedavilerinde A delta lifleri akut ağrı ile uyarılarak T bölgesinde bulunan reseptör kapatılmış olur böylece kronik ağrıyı taşıyan C liflerinin uyarılarına ağrı iletim reseptörleri kapılarını kapamış olur.

Başka deyişle C lifleri ne kadar çok uyarılırsa reseptörler ve kapıları o kadar açık kalır ve kişi ağrıya çok hassas hale gelir. Tedavide C lifleri yerine A delta liflerini uyarıp reseptör kapılarını kapamak esastır.

Ağrı duyusunu taşıyan kalın çaplı A- delta liflerinin uyarıları daha fazla olduğundan substansiya gelatinosayı fasilite ederler (uyarırlar). Böylece SG’ nin T hücrelerini inhibe edici uyarıları artar. Kapı kapatılarak aksiyon sisteminin  ateşlenmesi azaltılır  ve  ağrılı uyarıların geçişi önlenir. Kapı Kontrol sisteminde ağrının inhibisyonu presnaptik inhibisyon adı verilen nörofizyolojik mekanizma ile oluşturulur.

Melzack ve Wall  ince  liflerin kapı hücrelerini inhibe  ettiğini, kapıyı  açık tuttuğunu  ileri sürmektedir. Küçük çaplı  C lifleri  daha  fazla  uyarıldığında  ise SG’ nin aktivitesi  baskılanarak presnaptik  inhibisyonla ağrının  kontrolü azalır, kapı ağrılı uyaranlara açılır.

Ağrılı uyaran uzadığı zaman kalın lifler adapte  olmakta ve  ince  lifler baskın çıkmaktadır.

AĞRI TEDAVİSİNDE BU RESEPTÖR KAPILARININ KONTROLÜ ESASTIR. KAPI KONTROL EDİLDİĞİNDE ve KAPATILDIĞINDA AĞRI OMURİLİK ARKA BOYNUZUNDA ALGILANMAZ VE DOĞAL OLARAK BEYNE İLETİLEMEZ.

Omurilik arka boynuz reseptör kapıları nasıl kontrol edilir?KAPI KONTROL TEORİSİ NASIL İŞLER?

Omurilik arka kökün ağrı lifleri A grubu DELTA LİFLERİDİR. Bunlar substansia gelatinozada bulunan reseptörlerdeki kapıları açarak ağrının geçişini sağlarlar. C  LİFLERİ ise ağrının geçişini reseptör kapıları kapatarak önlerler.

öncelikle MSS (Merkezi Sinir Sistemi) içinde bulunan 2. MOTOR NÖRON denilen omurilikte algılanması gerekir. Omurilikte bulunan ve ağrıyı algılayan fonksiyonel reseptör (alıcı alan) kapıları mevcuttur. Bu reseptör kapıları noırmal zamanlarda açıktır ve ağrı impulsları kolaylıkla içeri girer ve algılanır. Fakat ilgili bölgede subcutan  (ciltaltı) dokulara yapılan herhangi bir uyarı (infiltratif girişimler) bu bölgeden 2. bir impuls (uyarı) akımına sebep olur ve reseptör kapılarının kapanmasına neden olur. Duyu karışıklığı bilinçli yapılan 2. impuls nedeniyle oluşur

Bu teoriye göre sinir impulslarını geçiren kapılar (gate) vardır. Bu kapılar ağrı impulslarının geçmesini önlediğinde ağrı oluşumu önlenir. Akupunktur bu kapıları kapatarak ağrı oluşumunu önlüyor olabilir. Gate Teorisini, 1965’te Melzack ve Wall tanıttılar; teoriye göre; ağrı,talamortikal sisteme sinir aktivite artışı (impuls) ulaştığı zaman ortaya çıkar. Ancak ağrının hissedilebilmesi için impulsun belirli bir düzeyin üzerine çıkması gerekir.

İmpulsun sinir sistem içersindeki akışı sinir sistemi içersindeki kapılarla düzenlenir. Bu teoriye göre kapılar substansia jelatinoza’ dadır. Küçük nöronların bir yığını spinal kolonun arka boynuzunun gri maddesini kaplar. Arka kök lifler bu nöronlarla sinaptik kontakt kurarlar. Buradan talamus ve kortex’e aktivite iletilir. Posteriör kökün ince miyelinli A grubu delta lifleri ağrı lifleridir. Bunlar kapıyı açarak ağrının geçişini sağlarlar. Kalın, miyelinsiz C lifleri ise ağrının geçişini kapıyı kapatarak önlerler. Bu kalın lifler dokunma ve basınc reseptörlerine bağlıdırlar.

Bu reseptörler uyarıldığında ağrının geçişi önlemiş olur. Gate teorisi bize dokunma ve basınç reseptörlerine basarak ağrı hissinin nasıl köreltilebilceğini açıklar.

Normal şartlar altında bu kapı ardına kadar açık olup ağrı impulsları kolaylıkla hissedilir, fakat TENS, TETİK NOKTA ve AKUPUNKTUR tedavisi uygulandığında iğne yapılan bölgeden ikinci bir impuls akımı oluşur, ağrılı impulslarla ağrısız impulsların oluşturduğu kapı önündeki duyu karışıklığı bu kapının kapanmasına neden olur ve ağrının duyulmasını engeller.

 

AĞRI TEDAVİSİ:

  1. Amaç: Lokal oluşan hasarı ve ödemi gidermek… 

Ağrı tedavilerinde hücre hasarı, ödemi enflamasyonu varsa öncelikli olarak bunu gidermek gerekir. Olayın başladığı yerden onarımı başlatmak ana esastır. Mevcut ilaç tedavilerin çoğu hasarlı doku etrafında oluşan ödemi, şişliği enflamasyonu gidermek amaçlıdır, hasarı onarmak düşüncesinden ziyade sonucu tedavi etmeye yöneliktir.  Akupunktur  ve nöralterapi ise hasarı onarmaya yönelik denge terapileridir.

 

  1. Amaç: Hasarlı dokuyu oksijenlendirmek 

Hasar nedeniyle yeterince oksijen alamayan hücreye dokuda iskemik reaksiyonlar olur. Tıpkı bir kalp krizinde olduğu gibi doku hasara, ödeme ve oksijensizliğe ağrı sinyaliyle cevap verir. Dokuyu oksijenlendirmek ve serbest radikal adı da verilen toksinlerden de arındırmak ağrıyı yaratan problemlerin kaynağını kurutmak kalıcı terapi sağlamak demektir. Ozonterapi ve ozopunktur bu konuda yani nedene ve kaynağa yönelik terapi sağlamada çok etkindir.

 

  1. Amaç: Beyne ağrı sinyallerinin iletim blokajı 

Hasarlı dokudan beyne sinyal gönderen ağrı ileti yolları daha omurilik düzeyindeyken bloke edilebilir. Beyin vücuttan gelen sinyalleri değerlendirdikten sonra ağrının adını koyar ve hissedilmesini sağlar. İntamusküler stimlasyon teknikleri, akupunktur, ozopunktur, ve nöralterapi ile ağrı sinyalleri daha beyne ulaşmadan omurilik düzeyinde  kesintiye uğratılabilir.  Ağrıyı ileten A delta ve C lifleri ile ağrı iletimindeki“kapı kontrol teorisi” bu aşamada sık kullanılır. Ayrıca ağrı sinyallerinin akupunktur ile farklı yolaklara  yönlendirilmesi söz konusudur. Bu iki tekniğin kombinasyonu  ağrı tedavisinde son derece etkilidir. Özellikle 2. Motor nöron denilen ve ağrının omurilik düzeyinde algısını sağlayan lamina adı verilen ağrı liflerini toplayan merkezlerin blokajıdır.

 

  1. Amaç: Ağrının beyinde algısının blokajı 

Beyinde tüm ağrı liflerinin ve ağrı iletimlerinin toplandığı bir merkez bulunur. “Talamus”  denen bu ağrı süzgeci mekanizması bölümü ağrının beyin korteksine yani bilince ulaşmasından önceki son duraktır. Akupunktur ile talamusu temsil eden noktalara blokaj uygulanması ağrının kesilmesini saniyeler içinde sağlayan bir etki gösterir.

 

  1. Amaç: Ağrının vücutta bulunan nörokimyasallarla yok edilmesi 

Ağrı kesici gücü herkes tarafından bilinen “morfin”i  canlı vücudu kendi üretebilir. Vücutta bulunan morfine “endorfin” denir. Akupunktur ile endorfin, serotonin, kortizon gibi ağrı kesici maddelerin salınımı ispatlanmıştır. Ayrıca önemli ağrı mediatörü olan “prostaglandinler” , bradikinin ve histaminler gerek akupunktur gerekse ozopunktur ile baskılanabilir. Özellikle doku ödeminin azaltılmasında zonklayıcı ağrılarda etkisi çok önemlidir.

 

  1. Amaç: Ağır Metal Detoksifikasyonu 

Major Ozonterapi, Rektal Ozonterapi, Fitoterapi (Bitkisel destek terapisi) ve Kolonhidroterapi (Ozonlu su ile barsak lavmanı) ağır metalleri uzaklaştırarak ağrıyı yok eder. Ozonpunktur da bu tedavinin en önemli basamaklarından biridir.

 

  1. Amaç: Sinir onarımı 

Özellikle sinir hasarının olduğu diyabet, vitamin eksiklikleri gibi nedenlerle ortaya çkan “nöropatik” ağrılarda ozopunktur, ozonterapi ve fitoterapi olumlu yönde ciddi etki gösterir. olay çok ilerlememişse geri döner. Özellikle yanıcı sızlayıcı ağrılar nöropatik onarımla r

KRONİK AĞRILARDAN İLAÇSIZ KURTULABİLİR MİSİNİZ?1.Tetik nokta girişimsel tedavisi 2. Oksijenlendirilmesi 3. Kapı kontrol teorisi A delta liflerinin girişimsel uyarılması 4. Ağrılı bölge detoksu – bölgeye yığılmış kimyasal mediatörlerin uzaklaştırılması 5. Hasarlanmış sinir onarımı, Vitamin, mineral, fitoterapi 6. NLP ve akupunktur

1.Tetik nokta girişimsel tedavisi (lokal hasar ve ödemin kaynağında yokedilmesi, onarımı, oksijenlendirilmesi)

2 Ağrılı doku oksijenlendirilmesi
3. A delta liflerinin girişimsel uyarılması ile OMURİLİKTE KAPI KONTROL SİSTEMİ ile kronik ağrıya karşı blokaj oluşturulması
4. Ağrılı bölge detoksu – bölgeye yığılmış kimyasal mediatörlerin uzaklaştırılması
5. Hasarlanmış sinir onarımı, VİTAMİN MİNERAL, FİTOTERAPİK DESTEK
6. NLP ve akupunktur ile davranış ve psikolojik destek

Tedavi edilebilir AĞRI SENDROM’lu HastalıklarGirişimsel yöntemler; tetik nokta lazer terapi, Akupunktur, Ozonterapi ve Ağrı mezoterapisi ve birçok mikroperfüzyon cihazı ile çalışılır.

Hasar çok onarılmaz durumda değilse ağrılarınızdan kurtulabilirsiniz.

KISALTMALAR

MAS :   Miyofasiyal Ağrı Sendromu

ATN :    Aktif Tetik Nokta

LTN :    Latent Tetik Nokta

EHA :   Eklem Hareket Açıklığı

TENS : Transkutaneus Elektriksel Sinir Stimülasyonu

MTN :   Miyofasiyal Tetik Nokta

YGU :   Yüksek Güçlü Ultrason

RF:       Radyofrekans

ATP :    Adenozin Trifosfat

AMP :   Adenozin Monofosfat

EPN :    Endplate Noise (Son Plak Gürültüsü)

EMG :   Elektromiyografi LDH : Laktat Dehidrogenaz

VAS :    Visual Analog Skala (Görsel Ağrı Skalası)

PİKG :   Post İzometrik Kas Gevşemesi

LASER :  Lazer (Light Amplification by Stimulated Emission of Radiation

MASER : Uyarılmış Radyasyon Emisyonunun Mikrodalga Amplifikasyonu (Microwave Amplification by Stimulated Emission of Radiation)

SOAİİ : Steroid Olmayan Antiiflamatuar İlaç

T-A.E : Tragus-Akromioklavikuler Eklem

BDİ : Boyun Disability İndeksi

BDÖ : Beck Depresyon Ölçeği

AĞRI NEDİR?Ağrı; IASP (Uluslararası Ağrı Teşkilatı) tanımına göre olası doku ya da hücre hasarı varlığında kişisel deneyim ve duygusal süreçleri de içeren bir durumdur. Ağrı vücutta yaşanan sorunun çok önemli bir “alarm”ıdır. Bu nedenle tanısı konmamış bir ağrının tedavisi yapılamaz.

Ağrı

IASP (ULUSLARARASI AĞRI ARAŞTIRMALARI TEŞKİLATI) tanımına göre var olan veya olası doku hasarına eşlik eden hoşa gitmeyen duyusal ve duygusal deneyimlerdir.

Geçmişte çeşitli hastalıkların bulgusu olarak kabul edilen ağrı (özellikle de kronik ağrı) günümüzde artık başlı başına bir hastalık, bir sendrom olarak değerlendirilmektedir. Ağrı; hekimler tarafından gerçekliğinin  ve boyutlarının araştırılması gerekli olan bir alarm sistemidir.

Ağrı her zaman kişiye özeldir.Kişiden kişiye büyük farklılıklar taşır. Her birey ağrılı uyarana farklı tepki oluşturan ağrı eşiğine sahiptir.

 

AĞRI NASIL OLUŞUR? AĞRI AŞAMALARINOSİSEPSİYON: Olası doku hasarı sonucu oluşan ağrının algılanması için geçen karmaşık biyokimyasal ve elektriksel süreçlerin tümüdür. Nosisepsiyon süreci 4 aşamadır.

NOSİSEPSİYON

 

Olası doku hasarı sonucu oluşan ağrının algılanması için geçen karmaşık biyokimyasal ve elektriksel süreçlerin tümüdür. Nosisepsiyon süreci 4 aşamadır. Doku hasarında hasarlanan hücre ve damarlardan lokal olarak açığa çıkan mediatör ve aljezik moleküller (Prostaglandin, histamin, bradikinin, serotonin..cv) çevredeki nosiseptörleri uyarıp nosisepsiyon aşamalarını başlatır.

 

NOSİSEPSİYON (= AĞRI OLUŞUM) AŞAMALARI:

 

NOSİSEPSİYON: Olası doku hasarı sonucu oluşan ağrının algılanması için geçen karmaşık biyokimyasal ve elektriksel süreçlerin tümüdür.

Nosisepsiyon süreci 4 aşamadır.
1. TRANSDUKSİYON
2.TRANSMİSYON
3.MODÜLASYON
4.PERSEPSİYON

Doku hasarı sırasında birçok madde (prostaglandin, bradikinin, serotonin, histamin..vs) hasarlı hücre ve damarlardan lokal olarak açığa çıkar.
1.Bu biyokimyasal maddeler “NOSİSEPTÖR” denen reseptörleri uyararak bir elektrik aktivitesi başlatır. = Transduksiyon
2. Oluşan elektrik aktivitesi omurilik arka boynuz substansiya nigra ve transmisyon hücrelerine ulaştırılır. = Transmisyon
3. Ağrılı uyaran omurilikte üst merkezlere gönderilmek üzere değişime uğrar. = Modülasyon
4. Üst merkez yani beyinde ağrının algılanması= Persepsiyon

AĞRI SINIFLAMASIAğrı; nörofizyolojik, süre, etyoloji ve bölgesine göre sınıflandırılabilir.

Tedavi edilebilir AĞRI SENDROM’lu HastalıklarGirişimsel yöntemler; tetik nokta lazer terapi, Akupunktur, Ozonterapi ve Ağrı mezoterapisi ve birçok mikroperfüzyon cihazı ile çalışılır.

TEDAVİ EDİLEBİLİR AĞRI SENDROMLU HASTALIKLAR

  • Baş ağrıları : Migren, Gerilim tipi Başağrısı, Küme  (Cluster) Başağrısı, Sinüzit Başağrısı,  Kronik başağrısı
  • Boyun fıtığı
  • Boyun ağrıları
  • Sırt ve bel ağrıları
  • Kas ağrıları
  • Fibromyalji
  • Bel fıtığı ve bel ağrıları
  • Statik -syatalji
  • Dirsek ağrısı: Tenisçi dirseği, Golfçü dirseği
  • Omuz ağrısı
  • Omuz periartriti
  • Donuk omuz
  • Diz ağrısı (Gonartroz, meniküs yırtığı, iç-dış bağların zedelenmesi, eklem içi sıvı azalması, tendinit)
  • Osteoartrit
  • Periartrit
  • Romatizma ağrıları
  • Operayon sonrası ağrılar
  • Kanser ağrıları
  • Ülser ağrıları
  • Karın ağrıları
  • PMS(Premenstruel Sendrom)
  • Trigeminal nevralji
  • Çene eklemi disfonksiyonu

“AĞRI” TEDAVİLERİNDE AMAÇ NEDİR?Ağrı tedavilerinde ana amaç ağrıyı gidermektir. Ağrıyı gidermek için, lokal hasar ve ödemi gidermek, oksijenlendirmek,beyne ağrı iletim blokajı,,sinir onarımı gibi birçok amacı vardır.

AĞRI TERAPİLERİ

 4 erişkinden 3’ü KRONİK ENFLAMATUAR (İLTİHABİ) BİR HASTALIĞA sahiptir

NEDEN

Vücutta ağrının başlangıç noktası enflamasyon (iltihap) dur.

  • Enflamasyon tahribatlara karşı hücre, damar ve bağ dokunun korunma ve bağışıklık  mekanizmasıdır.
  • Tahribat mikrobik yada birçok başka sebeple olabilir.
  • Tahribat bitip hasarlı doku kendini yenileyebilirse bunun adı akut enflamasyondur.
  • Onarım sağlanamazsa iltihap günden güne artarak kronikleşir..
  • İltihaplı bir hastalığa sahip olmak diğer yangılı hastalıkları da çağırır.
  • İltihaplı-enflamasyonlu hastalıklar farklı dallar da olsalar aynı ağaçtan dallanırlar. Kök –  gövde aynıdır.

 

NASIL

Akut enflamasyonda birkaç. Saat – gün içinde hücrelerden histamin denen madde salınır.

  • O bölgenin ısısı artar.
  • Kan ve iltihap hücreleri bölgeye hücum eder.
  • Kanın plazması ve proteinleri damar dışına çıkar.
  • Prostaglandin, bradikinin salınır.
  • Bölge şişer.
  • Şişen yer kapıya sıkışmış parmak gibi ağrır.
  • Kronik enflamasyon yıllarca sürer.
  • Kronik enflamasyon bazen akut enflamasyonu takip etmez; sinsi bir şekilde başlayıp  gelişebilir.
  • Normalde bağışıklık hücreleri kendi vücut hücrelerine saldırmaz.
  • Otoimmun hastalıklarda bağışıklık hücreleri kendi vücut hücrelerine saldırarak kronik  iltihap yaratır.

 

HANGİ AĞRI – HANGİ ENFLAMASYON

Kronik yorgunluk

  • Migren
  • Baş ağrıları
  • Kas ağrısı
  • Eklem ağrısı
  • Bel ağrısı
  • Boyun ağrısı
  • Diz ağrısı
  • Osteoartrit
  • Romatizmal Hastalıklar
  • Ülseratif Kolit
  • Chron Hastalığı
  • Gastrit
  • Ülser
  • Astım
  • Alerjik rinit
  • Troidit
  • Koroner Kalp Hastalıkları
  • Multipl Skleroz
  • Sedef Hastalığı

 

AĞRI TEDAVİ BASAMAKLARI

 

  • Ağrı kesici kullanmadan nedene yönelik ağrı tedavisi
  • Ağrı tedavisi birkaç basamaktır
  • En önemli aşaması ve hedefi enflamasyonu gidermektir.
  • Hücre ve hücrelerarası düzeyde etki başarının ana kaynağıdır.
  • Enflamasyon tedavisi hızlı başarılı ve kalıcı tedavi şansı sağlar

 

 

  • Enflamasyon kriterleri labaratuar ölçümü
  • Beslenme düzenlenmesi
  • Barsak detoksu
  • Intramusküler Stimülasyon Tedavisi
  • Triger point ( Tetik nokta) tedavisi
  • Nöralterapi
  • Enerji yolaklarının düzenlenmesi
  • Akupunktur tedavisi
  • Ozopunktur tedavisi

PRP Akupunktur

  •     NLP (Nöro-Linguistik Programlama)
  • Davranış – Yaşam koçluğu terapisi

 

 

Ağrı ÇEŞİTLERİ nelerdir?AKUT-KRONİK:BAŞ-BOYUN-YÜZ AĞRILARI, MİGREN, BEL – BACAK, KOL – OMUZ AĞRILARI,ı; NEVRALJİLER, .KAS İSKELET SİSTEM AĞRILARI,, MYOFACİAL AĞRILAR, NÖROPATİK AĞRILAR, SİNİR SİSTEM AĞRILARI, DOKU HARABİYET AĞRILARI, DAMAR KAYNAKLI AĞRILAR, AMELİYAT SONRASI GEÇMEYEN AĞRILAR, CERRAHİ GEREKTİREN AĞRILAR

Ağrı vücudun “İMDAT ÇIĞLIĞI”dır..bir problemin habercisidir ve kader  değildir.

Ağrı, insan var olduğundan beri var olan hekime en çok götüren bulgudur. Önemine rağmen hep baskılanma tedavileri ile gözardı edilmiştir.

Ağrı akut (Ani ve kısa süreli) ısa süreli ya da akut ve uzun süreli ,kronik  olarak iki biçimde ele alınabilir.

Akut ağrı genelde bir uyarı sistemi olarak çalışır. Ağrı, vücudun bir yerinde bir bozukluk olduğunu; tıbbi bakım gerektirdiğini ve bozuk bölgenin daha fazla tahrip olmaması için o PROBLEMİN hemen iyileşmesi gerektiğini bildirir.

Akut ağrı, genellikle bir hastalık ya da bir darbe ile birlikte başlar. Örneğin; bir travma, yanık, iltihap, kırık, böbrek taşı gibi nedenlerle vücut ağrılı uyaranlara karşı açık hale gelir. Bu ağrı uyaranı beyine ulaşır ve ağrı algılanmış olur.

Akut ağrı, bir alarm bir imdat çığlığıdır.Hekime başvurulmasında AKUT AĞRI ve bu alarm sistemi ciddi rol oynar.

Ağrı, akut durumlarda bir alarm olarak karşımıza çıkarken, kronik ağrı ise, tam tersine bir hastalıktır. Özellikle kronik ağrı, aynı zamanda  toplumsal bir sorundur. YILLIK TEDAVİ MALİYETİ ÇOK YÜKSEKTİR. Her yıl 60 milyar dolar zarar, yedi yüz milyon iş günü gibi kayıplara neden olur.

Kronik ağrı, aslında başlı başına bir hastalıktır. Birçok uzun sürelii ağrıda hekime başvurma sebebidirler. Bu ağrı vücudun bir çok bölgesinden kaynaklanabilir. Kronik baş bel diz ağrıları gibi…

Ağrı basit bir bulgu değil;bir hastalıktır. Bunun kabulüyle beraber “AĞRININ MEKANİZMASI” incelenmiştir. Çeşitli bölge ağrılarının nasıl oluştuğunun anlaşılması hücre ve gen  seviyesinde ağrı mekanizması ile ilgili çok önemli adım atılmasını sağlamıştır.

AĞRI; ALGOLOJİ bilim dalının konusudur. Ağrının OLUŞUM ŞEKLİ; tedavilerde de Algolojide çeşitli yöntemlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Algoloji ağrnın nedenleri ve çözümleriyle ilgilenirken Nöroloji, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon, Ortopedi ve Travmatoloji, Omurga cerrahisi.Beyin cerrahisi, Romatoloji gibi birçok tıp dalından destek ve konsültasyon alır.

Algolojinin bu dallardan temel farkı AĞRI HASTASI dışında başka bir şey ile ilgilenmemesidir. Sadece ağrı hastası, ağrının nedenleri ve bu nedenlerin tedavisi ile ilgilidir.Algolojinin diğer bir işlevi de diğer tıp dallarıyla gereken konsültasyonu direkt sağlamasıdır. Hastanın oraya buraya koşturup zaman ve enerji kaybetmesine gerek kalmaz.ALGOLOJİ BİR KOORDİNASYON BİLİMİDİR. Böylelikle ağrılı hasta, zaman kaybetmeden  nöroloji,  nöroşirürji (beyin cerrrahisi),ortopedi ve travmatoloj  ya da gerekli görülen başka bir dala yönlendirilebilmekte ve bunun sonucunda maddi kayıplarda engellenmiş olur..

Algoloji ağrı ile ilgili çalışmaları sürdürmek ve bunları toplum bazında yayılmasını sağlaır. Ağrı kliniklerinin kurulmasının temel sebebi budur.

Algoloji Birimine başvuran hastaların en sık yakındığı ağrılar şu şekilde sıralanabilir:

1:) Cerrahi müdahale gerektirmeyen bel ve bacak ağrıları, bel fıtığı ve diğer nedenlere bağlı ağrılar

2:) Boyun ve kol ağrıları,boyun fıtığı ve diğer nedenlere bağlı ağrılar,omuz kol ağrıları

3:). Başağrıları: Migren, gerilim tipi başağrıları ve diğerleri

4:). Yüz ağrıları; Nevraljiler

5:).Kas iskelet sisteminden kaynaklanan ağrılar, Myofasyal ağrılar

6:) Nöropatik ağrılar: Sinir sisteminin belirli bölgelerdeki harabiyetinden kaynaklanan ağrılar

7:) Damarlardan kaynaklanan ağrılar

8:).Ameliyat sonrası görülen ve geçmeyen ağrılar

9:) Kanser ağrıları

10:) Nedeni belli olmayan ağrılar

 

Algolojinin en önemli özelliklerinden biri, ”GİRİŞİMSEL YÖNTEMLER” adı altında toplanan, cerrahi dışı yöntemleri uygulama alanını açmasıdır.

Girişimsel Yöntemler Nelerdir?

Girişimsel yöntemler son 20 yıl içerisinde önemli ölçüde gelişen ve cerrahiye gerek olmayan hastalarda AĞRI KAYNAĞININ ORTADAN KALDIRILMASINA, ,ağrının tedavisine yönelik olarak uygulanan yöntemlerdir.Girişimsel yöntemlerin amacı hastanın vücudunda en az hasar vererek, ağrı nedeninin ortadan kaldırılmasıdır. Ağrı kontrolünde girişimsel yöntemler  ancak bu konuda eğitim görmüş hekimler tarafından uygulanır. Bu eğitimi veren tıp dalının adı ALGOLOJİ’dir.

Ağrılara göre girişimsel yöntemler aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir:

1:) Omurgadan kaynaklanan ağrılara karşı uygulanan girişimler

a:)     Servikal ve lumbar epidural enjeksiyonlar; Cerrahi müdahale gerektirmeyen,bel ve boyun fıtıklarında,sinire baskı yapan disk bölgelerine lokal anestezik, steroid ve hyalurinidaz kombinasyonu enjekte edilerek fıtığın küçültülmesine yönelik girişimlerdir. Kol ve bacaklarında his kaybı  ve kuvvet kaybı olmayan ,sadece ağrının ön planda olduğu hastalarda uygulanır. Ameliyathane koşullarında ve görüntüleme cihazlarından yararlanılarak iğneye benzer elektrodlarla baskı olan bölgeye ulaşılır. Elektrodun yeri görüntülemenin yanısıra elektriksel olarak da doğrulandıktan sonra bölgeye gerekli ilaçlar verilir. Yan etkileri çok seyrektir. Sınırlı bir alana verilmesi ve sistemik yayılmanın olmaması nedeniyle steroide bağlı yan etkiler hemen hemen hiç görülmez.Daha sonra hastanın bel ve boyun yönünden eğitimi gerekir. Bu eğitim sırasında hastaya çeşitli hareketler ve bel ve boynunu nasıl kullanacağı öğretilir.

b:) Faset eklemlerden kaynaklanan ağrılara karşı uygulanan girişimler.Omurlar birbiri üzerine oturarak birer eklem oluştururlar. Bu eklemlerin kendi sinirleri vardır ve boyun ve bel üzerine aşırı baskı sırasında eklemlerde harabiyet meydana gelir. Bu harabiyet sonucunda bel ve boyun fıtıklarıyla karışan ağrılar ortaya çıkar. Bu tip ağrıların tedavisinde faset eklemlerin dahili sinirlerine yönelik çeşitli girişimsel yöntemler uygulanır.

c.) Başarısız bel cerrahisinden sonra uygulanan girişimler: Bazı hastalarda bel cerrahisinden sonra ameliyat bölgesinde yapışıklıklar ortaya çıkar ve bu hastalarda bel fıtığından daha farklı, sürekli ve şiddetli ağrılar ortaya çıkar. Bu durumda yapışıklıkları çözmek üzere, “epidural nöroplasti” yani, yapışıklık bölgesine ince kateterler gönderilerek bölgeye yüksek yoğunlukla serum fizyolojik ve hyalurinidaz gibi ilaçlar verilerek yapışıklıkların açılması sağlanır.

  1. Baş bölgesine yönelik girişimsel yöntemler ;

a.:) Nevraljiler: Yüz bölgesinde ortaya çıkan, yüz yıkama, traş olma ,yemek yeme gibi durumlarda ortaya çıkan çok şiddetli ağrılara nevralji adı verilir. Bu gibi durumlarda ilaç tedavisine yanıt vermeyen hastalarda,radyo dalgalarına benzer akımların gönderildiği radyofrekans yöntemiyle yüze giden sinirlerin çalışmaması sağlanır.

b.:) Şiddetli baş ağrıları: Yine ilaç tedavisine yanıt vermeyen, özellikle küme tipi baş ağrılarda radyofrekans yöntemiyle ağrıların kontrol altına alınmasına çalışılır.

c:) Boyundan kaynaklanan baş ağrıları. Boyun eklemlerinden kaynaklanan başağrılarında bölge sinirleri devre dışı bırakılarak ağrı kontrol altına alınır.

3:) Kanser ağrılarına karşı uygulanan girşimler

a.:)   Sinir Blokları: Kanserli dokunun baskı yaptığı bölgeye giden sinirler devre dışı bırakılır.

4:) Damarlardan kaynaklanan ağrılar

a.:) Aşırı sigara içenlerde veya diabet hastalarında ,ağır trafik kazalarından sonra kol ve bacaklara giden damarlarda yetersizlik ortaya çıkabilir. Bu takdirde kol ve bacaklara giden ve sempatik sinir adı verilen sinirler görüntüleme altında devre dışı bırakılır.

5:) İleri Yöntemler

a:)  Omurilik pilleri: Daha önce defalarca bel fıtığı ameliyatı geçiren hastalarda,omurilik yaralanması sonucu felç geçiren buna rağmen ağrısı devam eden hastalarda, damarlardan kaynaklanan şiddetli ağrılarda,sinir tahribatına bağlı nöropati adını verdiğimiz ağrılarda ağrılı bölgeden gelen uyaranların beyne ulaşmasını omurilik seviyesinden engellemek üzere omurga içerisine ,kalp piline benzer piller yerleştirilir.

b:) Omurilik pompaları: Morfin ve benzeri ilaçların bağımlılık meydana getirmeden ,ağızdan alınan dozun on ile yüz misli daha kuvvetli olarak verilebilmesini sağlamak için kanserli ve kanser dışı ağrı hastalarında omurilik seviyesine pompalar yerleştirilebilir. Omurilik pompaları ancak ilaç ve diğer tedavi yöntemlerinden yarar görmeyen hastalarda yerleştirilir.

Kronik ağrının bir hastalık olarak kabul edilmesi tedavi hakkını da beraberinde getirir. Bu anlamda ağrının dindirilmesi bir insanlık hakkıdır.

Bugün tıbbın elinde biriken bilgi birikimi kronik ağrı hastalığının %90 oranında dindirilmesini mümkün kılmaktadır. Buna rağmen bu bilgi birikimi hekimlere yeterince yayılamadığı için, hastalar bu hakkı yeterince istemediği , kullanmadığı için kronik ağrılı hastalar ancak % 30 oranlarında tedavi edilebilmektedir.Hastalar ağrıları için sağlık sistemlerini doğru biçimde zorladıkları, hekimler bu konuda daha fazla eğitim gördükleri taktirde hastaların ağrı çekmesine gerek kalmayacaktır.

 

 

 

BAŞ AĞRILARI nasıl sınıflandırılır?Baş ağrıları akut ya da kronik olabilir. Kronik başağrılarında migren, gerilim baş ağrıları, küme başağrıları, boyundan kaynaklı başağrıları en sıktır.

Baş Ağrıları

Baş ağrısı tüm insanların zaman zaman karşılaştığı bir sorundur. Yaşamı boyunca çeşitli dönemlerde baş ağrısından yakınmayan insan yoktur. Günlük hayattaki streslerden soğuk algınlığına, kansızlıktan yüksek tansiyona varıncaya dek pek çok etken baş ağrısına neden olabilir.

Tanı için, hastanın ağrısı ile ilgili vereceği bilgiler çok değerlidir. Bu nedenle hastaya sorulacak sorularla şu hususlar ayrıntılı bir şekilde araştırılır:

  • Ağrı ne zaman başladı?
  • Ne kadar sıklıkla geliyor?
  • Ne kadar sürüyor?
  • Ağrının şiddeti ne kadar?
  • Ağrının şekli nasıl? (zonklayıcı? sıkıştırıcı? künt? keskin?),
  • Ağrıyı artıran ve azaltan etkenler nelerdir?
  • Ağrıya eşlik eden diğer belirtiler nelerdir? (bulantı, kusma, görme bozuklukları vs.)

Ayrıca hastanın ağrı sırasındaki davranış değişiklikleri, öz geçmişi, soy geçmişi ve ruhsal durumu da sorgulanmalıdır. Tüm bu soruların yanıtları hekimi tanıya götürecek ve buna göre uygun tedavi yapılabilecektir.

Baş ağrılı hastayı değerlendirirken ayrıntılı bir sorgulama yapmak gereklidir. Bu sorgulama sırasında aşağıdaki noktalar araştırılmalıdır:

  1. Kafa içinde ağrıya neden olan yapılar hangileridir?
  2. Bu yapılardan kaynaklanan ağrılar nerelerde hissedilir?
  3. Hangi duysal yollar ve üst merkezlere iletilir?
  4. Tedavide düşünülmesi gereken önlemler nelerdir?

Başağrıları nasıl sınıflandırılır?

Baş ağrılarını iki şekilde değerlendirmek gerekir.

  • Akut Baş Ağrıları:Çeşitli hastalıkların bulgusu olan baş ağrıları.
  • Kronik Baş Ağrıları: Başlı başına bir hastalık olan baş ağrıları.

Bir başka hastalıkla birlikte ortaya çıkan
akut- ani- baş ağrıları

Bu baş ağrıları altta yatan bir başka hastalığın belirtisidir. Genellikle gözlerden, kulak, burun, boğaz hastalıklarından, dişlerden kaynaklanan rahatsızlıklar bu ağrılara yol açabilirler. Genellikle bu tür baş ağrılarının teşhis ve tedavisi daha kolaydır.

Ancak baş ağrısı kafa içerisinde yer kaplayan tümör, beyin kanaması gibi organik bir hastalığın belirtisi de olabilir. Bu nedenle önceden bu tür şikayeti olmayan kişilerde gelişen akut baş ağrılarının tanısında çok dikkatli olunmalıdır. Bunlardan başka, ani başlayan baş ağrıları yüksek tansiyon, çeşitli hormonal hastalıklar ve sinir sisteminden ya da diğer sistemlerden kaynaklanan enfeksiyon hastalıklarının (mikrobik hastalıklar) bulgusu olarak da ortaya çıkabilir.

 

Kronik- hastalık olarak ortaya çıkan- baş ağrıları

Kronik baş ağrıları  uzun süredir var olan baş ağrılarıdır. Baş ağrısının kronik bir hal alması hem kişisel hem de toplumsal bir sorundur. Şiddetli kronik baş ağrıları; ağrıyı çeken kişinin iş hayatını, sosyal yaşantısını önemli ölçüde etkiler, yaşam kalitesini düşürür ve hayattan zevk alamaz hale getirir. Bu nedenle kronik baş ağrıları bir hastalık belirtisi olmaktan çok hastalığın kendisi olarak ele alınmalı ve tedavi yoluna gidilmelidir. Kronik baş ağrıları içinde en sık görülenleri gerilim tipi baş ağrısı ve migrendir. Bu iki tür baş ağrısı benzerlikler gösterir ve bazen tanı koyarken ayırmak güç olabilir.

Kronik baş ağrıları hangileridir?

  1. Migren
  2. Kas kasılması baş ağrısı (Gerilim tipi baş ağrısı)
  3. Küme baş ağrısı
  4. Kombine yani migren ve kas kasılmasının birlikte görülmesi
  5. Günlük baş ağrısı
  6. Ağrı kesicilere bağlı baş ağrısı
  7. Boyundan kaynaklanan baş ağrısı

TETİK NOKTA (TRIGGER POINT) NEDİR?MYOFACİAL AĞRI SENDROMu VE TETİK NOKTA OLUŞUMU: Artmış kas straini → Kasın lokalize bölgesindeki doku paterni ↓ Sarkoplazmik retikumumda yırtıklar ↓ Serbest kalsiyum iyonları ↓ Artmış kalsiyum iyonları ← ←←←←←←← Devamlı kontraksiyon Serbest kalsiyum iyonları ve ATP’nin kas liflerinde devamlı kontrak

MYOFACİAL AĞRI SENDROMu VE TETİK NOKTA OLUŞUMU:
Artmış kas straini → Kasın lokalize bölgesindeki doku paterni

Sarkoplazmik retikumumda yırtıklar

Serbest kalsiyum iyonları

Artmış kalsiyum iyonları ← ←←←←←←← Devamlı kontraksiyon

Serbest kalsiyum iyonları ve ATP’nin kas liflerinde devamlı kontraksiyon oluşturarak hipermetabolik bir durum geliştirir, sempatik sinir sistemi aracılığı ile lokal vazokonstriksiyona yol açar. Lokal vazokonstriksiyon lokal iskemiye neden olur. Bu durum enerji ihtiyacının artması ile birleşerek histolojik değişiklikleri oluşturur.

 

BOYUN AĞRILARI neden olur:?Boyun; baş ve vücut arasında ara bağlantı noktasıdır. Omurganın boyun bölümü 7 vertebra (omur) dan oluşur. Omurilikten çıkan 8 sinir, hareket ve duyu ile ilgili iletileri (ağrı dahil) baş ile omuz, göğüs kafesi ve kollar arasında getirip götürür. Kalp ile baş arasında kan taşıyan 4 ana atardamar da

Boyun Ağrıları

Boyun baş ve vücudun ara bağlantı noktasıdır. Baş için destek, baş,, omuzlar, kollar için kavşak görevi görür; omurilik, sinir ve damarları taşır. Baş, omuzlar ve kollar için önemli bir kavşak bölgesi olsa da boyun genellikle ihmal edilir. Hareket yeteneği yüksek olduğundan darbe ve zedelenmelere karşı çok açıktır.

Boyun ağrıları belden sonra 2. sırayı alır. Bir çok omuz, kol ve baş ağrısının altında boyundaki kas ve diğer yapılardaki bozukluklar yatar. Bu yüzden boyna gereken önemin verilmesi gerekir. Bir takım önlemler ve hasar oluştuğunda yapılacak uygulamalar boyun ve baş ağrılarının bazıarından kurtulmayı sağlar.

Boynun Anatomisi ve İşlevleri

Omurganın boyun bölümü 7 vertebra (omur) dan, omurilikten çıkan 8 sinir, hareket ve duyu ile ilgili iletileri (ağrı dahil) baş ile omuz, göğüs kafesi ve kollar arasında getirip götürür. Kalp ile baş arasında kan taşıyan 4 ana atardamar da boyundan geçer.

Servikal omurgayı (boyun) oluşturan boyun omurları yukarıdan aşağıya doğru C1-C7 olarak numaralandırılır. Bütün omurlarda enseden hissedilebilen çıkıntılar vardır; omurları birleştiren kas ve bağlar buraya yapışırlar.

  • Omurilik omurların   oluşturduğu kanalın içinden geçer ve onlar tarafından korunur. Servikal sinirler çam ağacının dalları gibidir ve omurların  arasındaki küçük deliklerden çıkarlar.
  • Omurların  arasında onlara yapışık olan “disk” denilen kıkırdak benzeri yapılar vardır, bunlar şok etkileri emerek, omurlara ulaşmalarını engelleyen yastıkçıklar olarak işlev görürler.
  • Tıpkı bel omurlarının arasındaki diskler gibi, boyun omurlarının arasında yer alan disklerin de sert bir bağ dokusundan oluşmuş kapsül ile çevrelenen jelatinöz bir merkezi vardır. Yine bel omurlarında olduğu gibi boyun omurları da arka bölgelerindeki sağlı sollu faset eklemlerle birbiri üzerine oturur.
  • Boyun, omurganın herhangi başka bir yerinden çok daha fazla hareket eder. Daima başı dik tutan ve sayısız kombinasyonlarla üç temel yolda hareket ettirilebilen güçlü ve eğilebilir bir kas ve bağlar sistemidir.
  • Baş yukarı-aşağı (90 derecelik açılarla) sallandığında, boyun omurlarının arasındaki disklerin içindeki sıvı hafifçe sıkışır. Başın öne eğilmesine fleksiyon,arkaya eğilmesine ise ekstansiyon Baş iki yana sallandığında (yaklaşık 180 derece) boyun omurları birbiri üzerinde rotasyon yapar.
  • Baş omuzlara eğildiğinde (yaklaşık 120 derece) kaslar bir tarafta kasılırken, diğer tarafta gerilir. Ortada yer alan C4, C5 ve C6 omurları bu eğme hareketinde daha çok yer alır. Başın eğildiği taraftaki foramina sıkışır.
  • Boyun, omurilik, sinirler ve kan damarları gibi değerli yapıları korur. Boyundan kaynaklanan ağrı, kafatası, yüz, kulaklar, omuzlar, kollar, eller, parmaklar ve bazen de göğüs kafesi gibi bölgelerde hissedilebilir. Buna yansıyan ağrı

OMUZ – KOL ağrıları neden olur:?Omuz ağrılarında donmuş omuz hastalığı, rotator cuff problemleri, tendon ve kapsül sorunları ön plandadır.

Omuz Kol Ağrıları

Donmuş Omuz Hastalığı

  • Donmuş omuz sendromu omuz ekleminde ağrı ve hareket kısıtlılığı ile kendini gösteren bir durumdur. Genellikle omuza yönelik bir darbe sonrası gelişir. Bazen açık bir neden olmadan da oluşabilir.
  • Donmuş omuz sendromunda omuz normal hareket yeteneğini yitirir. Kol yukarı kaldırılamaz ve el sırta götürülemez. Hasta omzunu hareket ettirmeye çalıştığında şiddetli ağrı duyar. Bazen bir sürtünme de hissedebilir.
  • Tanı muayene ve görüntüleme yöntemleri ile konur. Manyetik rezonans tanıya yardımcıdır. Ayrıca EMG adı verilen ve sinir kas iletimini ölçen tanı yöntemine de başvurulabilir.

Tedavi

  • Donmuş omuz hastalığının  tedavisinde fizyoterapinin  yeri çok önemlidir. Etkili bir şekilde uygulanırsa omuz eklemi hareketlerinin tamamen normale dönmesi sağlanabilir. Fizyoterapi sırasında   hastaya pasif egzersizler yaptırılır ve evde uygulaması için egzersiz programı da verilir. Fizik tedavinin yanı sıra ağrı kesici ve yangı giderici ilaçlar da verilir. Ayrıca günde 3-4 kez 15 dakika süreyle buz torbası uygulamak da fayda sağlar.
  • Donmuş omuz hastalığına karşı fizyoterapi sırasında bir çok hastada çok şiddetli ağrı gelişir. Bu nedenle hasta fizyoterapi sırasında fizyoterapistin yaptırmaya çalıştığı hareketlere karşı direnç gösterir. Bu direnç ağrının daha da artmasına yol açar.
  • Böyle durumlarda son zamanlarda geliştirilen ve omuzu oluşturan üç eklemden meydana gelen yapının içerisine, görüntüleme altında depo etkili steroid ve hiyaluronik asit ve lokal anestezik enjeksiyonunun uygulandığı bir yöntem geliştirilmiştir. Bu girişim uygulandığı taktirde fizyoterapi seansları gözle görülür biçimde azalır.
  • Yine aynı müdahale sırasında omuz ekleminin duyusunu taşıyan sinirler geçici olarak devre dışı bırakılır.Son zamanlarda “pulsed radiofrekans” adı verilen ve radyo dalgalarına benzer akımların yaygın olarak kullanılmasına başlanmıştır.

 

BEL AĞRILARI niçin önemlidir?Toplumlarda işlevsel yetmezlik ve sakatlıkların en önemli nedenlerindendir..Bel fıtıkları en sık rastlanılan hastalıklardandır. Algolojide 1. sıradadır.

Bel Ağrıları

Bel ağrısı niçin önemlidir?

Bel ağrısı gelişmiş toplumlarda işlevsel yetmezlik ve sakatlık yapan en önemli nedenlerden biri olarak tanınmaktadır. Tüm dünyada nüfusun %70 ila %90’ının hayatlarının herhangi bir döneminde bel ağrısı geçirdikleri tespit edilmiştir.

Bel ağrısı bütün yaş guruplarında %20-30 arasında bir sıklık göstermekte ve ağrıya en çok 40-50 yaş grubunda rastlanmaktadır. Bu sendrom gelişmiş toplumlarda kronik hastalık tedavisi açısından kalp hastalıklarından sonra ikinci sırayı almakta ve cerrahi tedavi yapılan hastalıklar arasında beşinci sırada bulunmaktadır.

Bel ağrısının önemi özellikle sanayi kesiminde ve çalışan toplumda ortaya çıkmaktadır. Ağrı nedeniyle iş günü ve iş gücü kaybı, tanı, tedavi ve tazminat maliyeti toplamı ABD gibi ülkelerde yılda 16-20 milyar dolara varmaktadır. Bütün bu ciddi verilere rağmen, özellikle mekanik bel ağrısı, tümör, enfeksiyon, romatizmal hastalıklar gibi nedenlere bağlı olmayan bel ağrısı esasta selim bir sendromdur. Bel ağrısı geçirenlerin %70-85’i ilk akut ataktan sonra, herhangi bir tedaviye gerek kalmadan iyileşebilmektedir.

Buna karşın akut bel ağrısı atağı geçirenlerin %38’inde bir yıl içinde ikinci atak ve kronik bel ağrısı olanların %81’inde aynı yıl içinde akut atak gelişmektedir. Burada önemli olan bel ağrısının ilk akut atağından korunmadır ve aynı derecede önemli olan ilk atağı geçirenlerin ikincisini önlemeyi öğrenmeleridir. Çünkü tekrarlarla ağrı sonunda kronikleşir ve hasta kronik ağrının tüm bulgularını gösteren bir bel sakatı haline gelir.

Bel ağrısı nedir? Nasıl oluşur?

Omurgaya genel bakış

Omurganız  omur adı verilen 33 kemikten oluşur. Kafa tabanından kuyruk sokumuna kadar uzanır. Baş ve vücudu desteklemek üzere bir silindir şeklinde gelişir. Çevresini kaslar, bağlar ve diğer dokular sarar. Her bir omurun içinde bir delik vardır. Bu delikler birleşerek bir silindir oluşturur ve bu silindirin içinden omurilik geçer. Her bir omur arasında sürtünmeyi önlemek ve hareketliliği sağlamak üzere disk adını verdiğimiz yumuşak yastıklar vardır. Bel fıtığı veya boyun fıtığı işte bu yastıklarda meydana gelen kayma veya yırtılmalardan meydana gelir.

Boyun bölgesinde 7 omur bulunur. Bu omurlar göğüs ve kafa arasındaki dengeyi sağlarlar.

Göğüs bölgesinde 12 omur bulunur. Bu omurlar bel ve baş arasındaki dengeyi sağlarlar. Bu omurlara kaburgalar ve kaslar birleşerek göğüs kafesini oluşturur.

Bel bölgesinde 5 omur vardır. Vücudun en kuvvetli ve sert omurları bu bölgededir. Bel omurlarına bel bölgesinin kasları ve omurlar arası bağlar bağlanır .

Bel omurlarının altında leğen kemiği ve kuyruksokumu vardır.

Bel ağrısı genellikle bir omuru normal pozisyonunda tutan bir bağ ya da kasın gerilmesine bağlıdır. Bu kaslar ve bağlar zayıfladığında, omurga bütünlüğünü yitirir, bu da ağrıyla sonuçlanır.  Sinirler vücudun her yerine omurilikten dağıldığından, bel sorunları  neredeyse vücudun her yerinde ağrı ve güçsüzlüğe neden olabilir.

Bel ağrısı, mesleğinizin ağırlık kaldırma ve ağır cisimleri taşımayı gerektirmesinden veya uzun süre ayakta durmaktan, öne eğilmekten ya da oturmaktan kaynaklanabilir. Düşme veya alışılmadık ağır egzersize bağlı olabilir.Kimi insanlarda baş ağrısı nedeni olan gerilim ve stres, bel ağrısına da yol açabilir. Şiddetli öksürme ve aksırma bile bel ağrısı yapabilir.Aşırı kilolu insanlarda bele binen yükün artmasına bağlı olarak bel ağrısı ortaya çıkabilir. Bel ağrısı, beldeki kasların, eklemlerin, kemiklerin ve bağ dokusunun bir enfeksiyona veya bağışıklık sistemi problemine bağlı olarak hasarlanmasına bağlı olarak ortaya çıkabilir.Eklem hastalıkları bel ağrısı nedeni olabilir. Mesane ya da bağırsak kontrolünün kaybı, bacakları hareket ettirmekte güçlük veya bacaklarda uyuşukluk ve karıncalanmayla birlikte olan bel ağrısı omurilikte ve sinirlerde bir hasarın işareti olabilir ve acilen tedavisi gerekir.

Sıklıkla görülen bel ağrısı nedenleri

Sıklıkla görülen bel ağrıları aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir:

  1. Bel fıtığı-disk hernisi
  2. Diskin bozulması,dejeneratif disk hastalığı
  3. Omurga kanalının daralması-dar kanal,spinal stenoz
  4. Siyatik-priformis kasının siyatik siniri sıkıştırması-
  5. Omurların oluşturduğu eklemlerin kireçlenmesi-faset hastalığı-
  6. Başarısız bel cerrahisi hastalığı
  7. Sakroiliak eklem hastalığı
  8. Bel kaslarından kanaklanan ağrılar
  9. Omurilik yaralanmaları
  10. Disk iltihabı-diskit

LİPÖDEMLipödem; adipoz (YAĞ) doku bozukluğu, yağ dokunun patolojik birikimi ve dağılımı ile karakterize bacaklarda ve bazen kollarda progresif simetrik genişlemelere yol açan ağrılı bir durumdur

AĞRILI YAĞLANMA SENDROMU

Lipödem; adipoz doku bozukluğu, yağ dokunun patolojik birikimi ve dağılımı ile karakterize bacaklarda ve bazen kollarda progresif simetrik genişlemelere yol açan ağrılı bir durumdur. X-linked dominat veya  otozomal dominant geçişli olabilen bu durum hemen her zaman kadınlarda görülür, literatürde erkek lipödem hastaları vaka sunumu şeklindedir.

 

  • KRONİK yağ doku metabolizması bozukluğu ile beraber subdermal vasküler pleksusta değişikliklerin ve mikroanjiopatilerin olduğu bir hastalıktır.
  • Armut tipi yağlanma görünümü vardır.
  • Yağ hücrelerinin hiperplazisi (anormal büyüme) vardır.
  • Yağ dokusunun dağılımı ve depolanması bozulmuştur. Patolojik sert yağ birikmeleri mevcuttur.
  • Enflamasyon (mikropsuz iltihap) vardır.
  • Fibröz bantlar yapışıklıklar sertleşmeler LOBÜLLEŞMELERvardır.
  • Başlangıçta daha az iken gittikçe lobüller haline gelebilir.
  • Lobüller diz ve bilek çevresinde aşağı doğru sarkan şekilsiz kitleler yaratabilir.
  • Lipödeme kılcal damarlanma ve cilt altı kanamalar morarmalarsıklıkla eşlik eder.
  • Lipödeme lenfödem de eşlik edebilir.
  • Ayak şiş olmadığı için Lipödemde STEMMER testi (-)
  • Lipödem lenfödem ile beraberse ayaklar da şiştir.

 

 

 

 

  • %11-18 kadınlarda görülür.
  • Genetik alt yapısı vardır. X-linked dominat veya  otozomal dominant geçişli olabilir.
  • Gövdenin alt kısmında lokalize bir şişmanlıktır.
  • Özellikle alt ekstremitelerin (alt bacaklar) bilateral (çift taraflı) ve SİMETRİKşişmesi ile karakterizedir.
  • Lipödemli kadınlarda depresyon, anksiyete ve yeme bozuklukları tabloya eşlik edebilir (8).
  • Bazı hastalarda kollarda da ağrılı yağlanma sendromu  görülebilmesi de söz konusudur.
  • Ciddi yeme bozukluğu olanlarda, çok şekerli nişastalı beslenenlerde gıdı sırt gibi farklı bölgelerde de ağrılı yağlanma gelişebilir.
  • BacaklarAĞRILI, basmakla dokunmakla bile oldukça hassastır.
  • Bacaklar belirgin şişerken ayaklar tamamen ağrısız, ödemsizdir.
  • Lipödemde ayak şiş değildir. İlerlerse lenfödem de gelişebilir.

 

 

 

 

 

 

Lipödemde deri elastikiyetinin az olması, dokuların gevşekliği, adipoz dokuda genişleme ile interstisyumda kalınlaşma ve hidrostatik basınç artmasına sekonder interstisyel sıvı artışı ile lenfödem gelişebilir. Bu lenfödem lenf damarlarının disfonksiyonundan ziyade, lenfatik yük artışına bağlıdır. Ancak ilerlemeye devam eden lipödem lenfatik damarlarda genişleme ve dilatasyona yol açarak lenfatik disfonksiyon oluşturabilir. Adipoz dokunun hipertrofisine ek olarak interstisyel kalınlaşma ve lenfatik değişiklikler, subdermal vasküler pleksusta değişikliklere ve mikroanjiopatilere neden olur. Bu mikroanjiopatiler kapiller frajiliteye, sızıntılara ve klinikte küçük travmalarla peteşi, ekimoz ve telenjektazilere yol açar. El ve ayakların şişlikten korunmuş olması lipödem için tipiktir. Lenfödemde görülen Stemmer bulgusu lipödemde negatiftir, hastaların ayakkabı giyme problemleri yoktur.  Ancak lipödemli bölgedeki yağ ve sıvı artışı dokuda deformasyonlara, ambulasyon ve öz bakımın bozulmasına yol açabilir.

 

 

 

 

LİPÖDEM kilosu olmayan kadınlarda da olabilir. Nedeni tam olarak bilinmese de genetik özellikli, östrojen hormonu ile ilişkili, temelinde damarlanma ve fibrosis denilen lif sertleşmelerinin ağ gibi lobülleşmelere sebep olduğu ağrılı yağ dokusudur. Kontrolsüz biriken yağlar mikrodolaşımın daha da bozulmasına yavaşlamasına neden olurlar. Kısır döngü yağlanma ile beraber giderek daha ağrılı bir hal alır. Enflamasyon (yangı) ilerlediğinde lipödeme lenfödem de eklenebilir.

Lipedema dokusu örneklerinde interstisyel matristeki sıvı ve fibrozu, makrofajları ve adiposit hipertrofisini (büyümesi) artmıştır. Lipödemde hipertrofik adipositler, artan sayıda makrofaj ve kan damarı mevcuttur. Angiogenez (damarlanma) ve iltihaplanma, şişmanlıktan bağımsız olarak obez olmayan kadınlarda da mevcuttur.

 

LİPÖDEM AYIRICI TANISI

Lipödem görüntüsü                             Lenfödem görüntüsü

  • Lenfödem
  • Miksödem (Troid guatr)
  • Obesite
  • Kalp yetmezliği
  • Varis
  • Damar tıkanıklığı
  • Tromboflebit
  • Lenfanjit
  • Sellülit
  • Enfeksiyon-mantar
  • Ailesel mulltiple lipomatozis,
  • Madelung Hastalığı
  • Dercum hastalığı

LİPÖDEM EVRELERİ

LİPÖDEM 4 EVREDİR.

Evre 1: Ciltaltı yağ dokuda artma, hipodermiste genişleme, inci benzeri-yağ lobülleri ile birlikte cilt yüzeyi düzdür;

Evre 2: Subkutan (ciltaltı) yağ dokunun nodüler veya kitle-benzeri görünümü ile düzensiz pürüzlü deri yüzeyi mevcuttur. Portakal kabuğu görüntüsü başlar. Bu evrede muayenede ağrı hassasiyeti başlamıştır.

Evre 3: Bacaklarda veya diz etrafında şekil bozukluğuna yol açan büyük nodüler yağ birikimleri, yağ lobülleri izlenir. Deri altı yağ dokusu, hareketi engelleyen diz, ayak bileği veya uyluk derisinin dış yüzeyine taşar. Ağrılı yanma sendromu çok belirgindir.

Evre 4: Lipolenfödem tablosu gelişmiştir. Büyük lobüller büyük dizden ve ayak bileğinden taşmış sarkmış olabilir. Yağ dokusu pantolon giymiş gibi görünür. Bu son evrede ağrı, hareket güçlüğü ve yürüme bozukluğu ciddi boyutlara gelebilir. Ciltaltı yağ dokuları taş gibi sertleşmiştir.

LİPÖDEM KLİNİĞİ AYIRICI TANI 

  • Lipödem yağ dokusunun hastalığıdır; yağ dokusunun ağrılı yanma sendromudur.
  • Lenfödemin herhangi bir probleme bağlı (Kanser, travma, kaza, kırık, bağ doku zedelenmesi, geçirilmiş enfeksiyon, cerrahi operasyon, lipödem..) hücrelerarası sıvı sızmasıdır.
  • Lipödemde ağrı, lenfödemde şişlik ön plandadır.
  • Lipödem ayak bileğine kadardır ayakta şişlik ödem kızarıklık yoktur.
  • Lipödem ayakları tutmaz, lenfödemde ayak şiş ve ödemlidir. belirgindir. Lenfödemde Stemmer Testi (+) tir.
  • Lipödemde lenfödem de eklenmişse ayakta ödem oluşur.
  • Lipödem kompresyon, masaj, drenaj tedavilerine yanıt vermezken Lenfödem bu tedavilerden fayda bulur.
  • Lipödem sıkmakla ağrılı lobule yağ dokuları vardır. Diğerlerinde satıh daha düzdür.
  • Lipödem de yer yer morarma kılcal damar lezyonları dışında renk değişikliği yoktur enfeksiyonda renk değişikliği olur.
  • Lipödemde ödem parlaklığı yoktur, Kalp yetmezliği, lenfödem, mixödem ödemleri daha parlaktır. Kalp yetmezliği ödemi gode (çukur) bırakır.
  • Miksödem TROİD hastalıklarına bağlıdır; serttir. Gode bırakmaz. Troid hastalıklarında lipödeme ve lenfödem oluşabilir, fazlalaşabilir.
  • Sellülitde lobüller daha yüzeyde daha küçük olmaya meyillidir. Grade IV yani ileri dönemde ki sıkmakla ortaya çıkan ağrısı lipödemdem çok daha azdır.
  • Enfeksiyona bağlı şişlik ve ödemler genellikle asimetriktir kırmızı renk değişiklikleri yaygındır. Bunlar da ağrılıdır.
  • Varis, tromboflebit ve damar tıkanıklıklarına bağlı dolaşım bozukluklarında şişlik ve mor renk değişiklikleri bölgesel olarak oluşabilir. Bunlar genellikle asimetriktir.
  • Obesitede ki yağlanma lipödeme çok benzese de ağrı olsa bile lipödemdeki hassasiyet ve yanmalı şiddetli ağrı yoktur. Obezite lipödeme eşlik etse bile lipödemde belden üstü daha normal belden aşağısının ise yağ dokularının şekilsiz yığılmaları daha belirgindir. Lipödemli hastaların çoğu kilo almaya meyillidir ve kilo aldıkça şikayetleri artar.
  • Lipomlar keseye sahip iyi huylu tümörlerdir. Genellikle tek tek olur ve tek taraflı olurlar. Lipödemle karışması zordur.

LİPÖDEM KLİNİK ÖZET

Lipödem tanısı öykü, fizik muayene, klinik bulgular ve ayırıcı tanıda karışabilecek hastalıklar ekarte edilerek konur.

Doppler ultrason damarların tutulumunu göstermek açısından değerli bir tanı yöntemidir. Sintigrafi diğer bir tanılama yöntemdir.

  • Lipödem kliniğinde her iki bacakta SİMETRİK LOBÜLLER vardır.
  • Bası ve dokunmakla yanmalı AĞRIdır.
  • Bacaklar tutulur. Bazen kollar da eklenir. El /ayak tutulumu yoktur.
  • Adipoz (yağ) dokunun şekli, yayılımı, boyun, yüz ve gövdenin göreceli tutulmaması ve subkutan yağ dokudaki nodüler oluşumlardan ayırt edilebilir .
  • Lipödem hastası üst ve alt gövde farklıdır. Alt taraf daha kalındır. (armut tipi vücut)
  • Lipödem ödemi gode (basıyla oluşan çukurluk) bırakmaz.
  • Bacaklarda hematom (kırmızı mor kan çökmeleri), kılcal damar öbeklenmeleri sık görülür. Ciltte berelenme zedelenme çok kolay olur ve frajil subdermal kapillerlerden dolayı telenjektaziler ve ekimozlar görülür.
  • Subcutan (ciltaltı yağ dokusu) kalınlığı artmıştır.
  • Saf lipödemde selülit gelişmez ve ciltte renk değişikliği mevcut değildir
  • Lipödem çoğunlukla puberte sonrası veya üçüncü dekatta belirginleşmeye başlar. Ayakların korunduğu bilateral simetrik alt ekstremite tutulumu söz konusudur. Subkutan yağ doku birikimi gode bırakmaz ve ayak bileklerinde sonlanır. Adipoz doku portakal kabuğu kıvamında veya nodüler birikimler şeklinde olabilir.

Histolojik olarak adipoz (yağ doku) hipertofisi ve hiperplazisi  (genişlemiş ve çoğalmış) adipozitlerin mevcut olduğu lipödemin etyolojisi tam olarak bilinmese de lipödemin çok karakteristik bulguları ve tanı kriterleri mevcuttur. 

 

 

PRİMER LENFÖDEM: Doğumsal (Primer) olanlarda bacağın alt kısmından başlar ve yukarı doğru ilerler.

SEKONDER LENFÖDEM: Diğer sebeplere bağlı oluşanlarda da bacağın üst kısmından başlasa bile alt kısmını da içine alır.

 

 

NÖROPATİK AĞRILAR ve NEVRALJİLER Nasıl ağrılardır?Sinir hasarlarına bağlı ağrılardır. Travma, Diabet ya da Mikrobik nedenle başlayabilirler.Sistemik bir hastalığın belirtisi de olabilecekleri gibi herhangi bir neden de bulunmayabilir.

NÖROPATİK AĞRI ve NEVRALJİLER

Nöropatik ağrı ve nevraljiler vücutta çeşitli nedenlerle oluşan sinir hasarlarına bağlı olarak ortaya çıkan ağrılardır. Bu hasar bir travmaya, şeker gibi sistemik bir hastalığa, mikrobik bir hastalığa bağlı olabileceği gibi bazen nedeni anlaşılamayan nevralji şeklinde ağrılar da ortaya çıkabilir.

Nöropatik ağrıyı en çok ortaya çıkaran nedenler şu şekilde sıralanabilir:

  • Enflamasyon (yangı)
  • Zona  gibi enfeksiyonlar
  • Kanser kemoterapisi
  • Radyasyon tedavisi
  • Cerrahi
  • Tümörlere bağlı sinir basısı
  • Omurilikten çıkan sinirlere bası (disk fıtığı gibi)
  • Şeker, tiroid hastalıkları, anemi (kansızlık)
  • Sinirlerde kendiliğinden oluşan yaşa bağlı veya genetik bozulmalar
  • İnme gibi beyin hasarları.

Nöropatik ağrı birçok diğer ağrı tipinden farklı şekilde hissedilir. Sıklıkla keskin, zonklayıcı, yanıcı ve elektrik çarpmış gibi sözcükleriyle ifade edilir. Geceleri şiddetlenebilir. İnme sonrası ve şeker hastalığında sürekli bir ağrı şeklinde olabilir. Trigeminal nevraljide ve siyatik ağrısında ise gelip gidebilir.

Nöropatik ağrının tipleri şunlardır:

  • Allodini: Kola rüzgar esintisinin değmesi ya da bacağa çarşafın sürtmesi gibi normalde ağrı oluşturmayan uyaranlarla ağrının ortaya çıkmasıdır.
  • Hiperaljezi: Hafif ağrı oluşturması beklenen uyaranlara artmış ağrılı yanıttır. Bu duruma kolu hafifçe bir yere çarpmakla kızgın bir ütüye dokunmuş gibi ağrı ortaya çıkması örnek verilebilir.
  • Dizestezi: Tam olarak ağrı şeklinde nitelendirilemeyen rahatsız edici iğnelenme benzeri hislerdir. Ayağı şişmiş gibi hissetmek ya da ciltte kurtçuklar geziyormuş gibi hissetmek örnek verilebilir.

Ağrının nedenini belirlemek için röntgen, kan testleri ve sinir ileti testleri yapılabilir. Ayrıca doktor ek incelemeler için sizi bir nöroloğa, beyin cerrahına veya fizik tedavi uzmanına gönderebilir.

Tedavi

Reçeteli veya reçetesiz kullanılan ağrı kesicilerin büyük çoğunluğu nöropatik ağrıda işe yaramaz. Beyne giden ağrı sinyallerini durduran antidepresanlar ve epilepsi ilaçları kullanılabilir. Bunlar tek başlarına ya da diğer ilaçlarla birlikte kullanılabilirler.  Bu ilaçların etkisi günler ya da haftalar içinde başlar, bu nedenle ağrının azalması için düzenli bir şekilde kullanmaya devam edilmelidirler. Bu ilaçlar genellikle ağrıyı tam olarak ortadan kaldıramasalar da katlanılabilir düzeye indireceklerdir

Nöropatik ağrıda ayrıca şu tedavi yöntemleri de uygulanabilir:

  • Masaj
  • Ağrılı bölgeye sıcak uygulaması
  • Ağrılı bölgeye soğuk uygulaması
  • Biyolojik geribildirim (vücut yanıtlarını beyin yoluyla kontrol etmeyi sağlayan bir yöntem)
  • Elektronik sinir uyarıcı cihazlar
  • Mentol ya da lidokain gibi cilde uygulanan anestezik (mevzi uyuşturucu) bantlar
  • Ağrıya neden olan siniri kesmek için cerrahi
  • Ağrıyı bloke etmek için lokal anestezik, kortizon veya diğer başka ilaçların enjeksiyonu

Sinire ya da çevresine ilaç enjeksiyonu siniri uyuşturarak bazen geçici bazen de kalıcı ağrı kesilmesi sağlayabilir. Bununla birlikte, bu yöntemle ağrının olduğu bölgede uyuşukluk oluşabilir. Kortizon enjeksiyonu da bölgedeki yangıyı azaltarak yararlı olabilir.

İlaç tedavisine yanıt vermeyen hastaların sinir blokajları gibi girişimsel yöntemlerle ağrı tedavisi için ağrı kliniklerine başvurmaları uygun olacaktır.

 

Kanser ağrılarının tedavisinde neler önerilir?Kanser ağrıları; kansein tipinei evresine, yerleşim yerine ve hastanın ağrı eşiğine göre değişen nitelik ve nicelik özellikleri gösterir.

Kanser Ağrısı

Kanser, erken tanı ve tedavinin büyük önem taşıdığı bu hastalıktır. Bazen “ağrı” hastayı doktora getiren ilk başvuru sebebi olabilir. Kanser ağrısı sadece başlangıçta değil hastalığının seyri sırasında da hastanın baş etmek zorunda kaldığı, tedavisini ve yaşamsal faaliyetlerini engelleyen bir probleme dönebilir.

Kanser ağrısının şiddeti genellikle orta ya da şiddetli olur. Bu ağrı kanserin tipine, evresine, hastanın psikolojisine ve ağrı eşiğine göre değişir. Her hastada farklı olduğu için tedavi protokolleri de o hastaya uygun şekilde planlanmalıdır.

. Diğer ağrı tedavilerinde olduğu gibi kanser ağrıları da tıbbın çeşitli dallarından (Onkoloji, Algoloji, Cerrahi, Radyoloji, Psikiatri, Psikoloji..) multidisipliner yaklaşım gerektirir. Bu ortak çalışmanın amacı hastanın yaşam konforunu artırmaya yöneliktir.

Kanser ağrıları başlıca üç nedene bağlıdır:

  • Tümöre bağlı nedenler (%77)
  • Kanser tedavisi sırasında uygulanan cerrahi, kemoterapi, radyoterapi gibi yöntemler (%19)
  • Kanser dışı nedenler (%4)

Kanser ağrıları nedenleri:

  • Kan damarlarında tıkanmaya bağlı dolaşım bozukluğu
  • Metastazlara (tümör sıçraması) bağlı olarak kemik kırıkları
  • Enfeksiyon
  • Enflamasyon (yangı)
  • Tümörün sinirlere bası yapması
  • İçi boş organların (örneğin bağırsaklar) veya çeşitli kanalların (örneğin safra kanalları) tıkanması

Kanser ağrısı sıklığı:

Çalışmalar evresi ne olursa olsun tüm kanserli vakaların %30′ nun, ilerlemiş hastaların ise %90’ nın ağrıdan yakındıklarını göstermiştir. Kanser ağrısı çeken hastaların ancak %50’si yeterli ağrı tedavisi alabilmektedirler.

1.) En sık neden kemik metastazı ağrısıdır. Kemik metastazı .olan kanser hastalarının %60-80 kadarı ağrı çekmektedir.

2:) İkinci sıklıktaki kanser ağrısı ise tümörlerin sinirlere ya da iç organlara baskı yapmasından kaynaklanan ağrılardır. Sinir dokularına komşu olan tümörler genellikle en fazla ağrıya neden olan tümörlerdir.

3:) Kanser ağrılarında en sık üçüncü ağrı ise kemoterapi, radyoterapi ya da cerrahi girişime bağlı ağrıdır.

Kanser ağrısı vücudun farklı bölgelerinde oluşabilir. Bir çalışmada; hastaların iki değişik bölgesinde %80, üç bölgesinde ise %30 sıklığında ağrı olduğu saptanmıştır.

Kanser ağrıları kronik ağrılardır. Tüm kronik ağrılar gibi yaşam kalitesini, hastanın kimliğini, kişiliğini dağıtan, yeteneklerini yok eden yapıya sahiptirler ve tedavi edilmeleri gerekir.

Kronik ağrı sürekli ve atılım ağrısı (breakthrough pain)  şeklinde iki tiptir. Atılım ağrısı hastanın düzenli olarak ağrı kesici ilaçlarını almasına rağmen ortaya çıkan kısa süreli şiddetli ağrı alevlenmeleridir. Genellikle ani başlar ve birkaç dakika ila birkaç saat arasında sonlanır. Birçok hasta gün içinde birçok atılım ağrısı atağı ile karşılaşır.

Atılım ağrısı kanserden veya kanser tedavisinden kaynaklanabilir veya belirli bir aktivite sırasında ortaya çıkabilir (yürüme, giyinme, öksürme gibi). Ancak bazen beklenmedik bir anda belirgin bir neden yokken de oluşabilir. Atılım ağrısı genellikle sürekli kullanılan ağrı kesici ilaçlardan daha çabuk etkisini gösteren güçlü, kısa etkili ağrı kesicilerle tedavi edilir.

Kanserli Hastalarda Ağrı Sınıflaması

Akut kanser ağrıları: Kanser hücrelerinin hızla çoğalarak sağlıklı dokuları istila etmesi sonucu ortaya çıkar. Hastalığın hem başında hem de ileri dönemlerinde gözlenebilir. Özellikle meme, prostat, yumurtalık ve son bağırsak (rektum) kanserlerinde ağrı, erken dönem bulgusudur.

Kanserin ileri dönemlerinde ise; örneğin, tümörün kemiği tahrip etmesi sonucu omurga ve kalça kırıkları veya bağırsağın tümörle tıkanması sonucu akut ağrı ortaya çıkabilir.

Akut ağrı ayrıca kanser tedavisine (örneğin cerrahi, ışın tedavisi, kemoterapi) bağlı olarak da gözlenebilir.

Kronik kanser ağrısı: Ağrıya yol açan mekanizmalar arasında lenf (ak-kan) yollarının ve damarların tıkanması, doku harabiyeti (sağlıklı dokularda şişme ve iltihabi reaksiyonlar) sayılabilir. Hastaların %75’inde kronik ağrı gözlenir. Kronik ağrı çeşitleri şunlardır:

Kemik dokuların istilasına bağlı ağrılar: Süreğen ağrıların en sık rastlanan nedeni kemiklerin kanser hücreleri tarafından istilasıdır. Genellikle meme, prostat, troid, akciğer ve böbrek tümörlerinde gözlenir. Ağrı sürekli olup geceleri ve hareketle artar. Hastalar künt, sızlayıcı veya derin, bıçak saplanması, batma tipinde ağrılardan yakınır. Kas kasılmasına bağlı olarak kasılma çekilme, kramp tarzında ağrılar da ortaya çıkabilir. Kemik sintigrafisi erken tanıda çok değerlidir.

Sinirlerin ve omuriliğin istilasına bağlı ağrılar: Sinir dokularının kanserli hücreler tarafından istilası sonucu ortaya çıkan bu tip ağrıların tedavisi oldukça güçtür. Ağrı sürekli yanıcı veya aralıklı bıçak saplanması şeklindedir. İlgili bölgede uyuşma, karıncalanma, kas gücü kaybı gibi belirtiler ortaya çıkar.

Omuriliğin tümör istilası sonucu kollarda ve bacaklarda güçsüzlük, felç, idrar veya dışkı tutamama gibi şikayetler gözlenebilir.

İçi boş veya sert organların içindeki yolların kanserli hücrelerle istilasına bağlı ağrılar: Mide, barsak gibi içi boş organların veya karaciğerdeki safra yollarının kanserli hücrelerle tıkanması sonucu çok şiddetli ağrılar ortaya çıkar.

KRONİK AĞRI NE GİBİ SONUÇLAR DOĞURUR?Kronik ağrı çeken hastaların sinirlilik, endişe, depresyon, uykusuzluk, kilo alma, osteoporoz, el ayak üşümesi, terleme, kabızlık, kronik yorgunluk, cinsel isteksizlik gibi şikayetleri olabilir.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir